A TEXT POST

2009’un En Leziz 6 Albümü #1: Dredg- The Pariah, The Parrot, The Delusion

#6 Wolfmother- Cosmic Egg
#5 Arctic Monkeys- Humbug
#4 Mando Diao- Give Me Fire
#3 Kasabian- West Ryder Pauper Lunatic Asylum
#2 Florence + The Machine- Lungs

Off. 2009’un son günlerinden itibaren ansızın aşırı bir yoğunluk başladı ve hala geçmiş değil. Böyle olunca keyfi eylemlere ara vermek mecburiyeti fena koyuyor insana. Neyse hazır fırsat bulmuşken geç de olsa 2009 yılının en leziz albümünü açıklayayım.

Dredg benim çok, ama çok önemlidir. En sevdiğin grup hangisi diye sorsalar, “o ne biçim soru lan” diye düşünmeden derhal “dredg” yanıtını vermekten çekinmem. o yüzden Dredg hakkında uzun uzadıya yazılar yazmak istiyor bu deli gönül. Burada anlatmaya çalışacağım tek albümüyle Dredg’i tanıtmak mümkün değil. Başyapıt denebilecek güzellikte bir albüm diyerek kesip atabilirim ama önceki 3 albümünün de birer baş yapıt olduğunu söylemeliyim, yoksa haklarını yemiş olurum. Aslında dredg benim için yaklaşık 1,5 yıl boyunca sadece “sang real” demekti. O şarkı tek başına Dredg’i sevdirmişti bana ve nedense bu 1,5 yıl süresince ne başka bir şarkısını ne de albümlerini dinleyemedim. O zinciri kırdığımda Dredg resmen beni kendine aşık ettirdi. O yüzden bu grubu ve hatta bu albümü tek başına değerlendimek benim gözümde eksik olacak. sayfalarca yazsam bile yetmeyecek. En iyisi siz eğer bu yazı vasıtasıyla dredg’den haberdar oluyorsanız diğer albümlerini de mutlaka edinin ve dinleyin. O zaman ne demeye çalıştığımı çok daha iyi anlayacaksınız.

The Pariah The Parrot The Delusion (TPTPTD), Dredg’in 4. stüdyo albümü. Her zamanki gibi, yine daha öncekilerine hiç benzemeyen, bambaşka güzellikte bir başyapıt ortaya çıkarmışlar. Bu albümün ilham kaynağı ise ünlü yazar Salman Rushdie’nin 6 milyarıncı insana yazdığı mektup. Merak ediyorsanız buradan okuyabilirsiniz. Albümde doğrudan alıntı veya doğrudan etkilenme bulamasanız bile, hissiyatı yaşayacağınız kesin. Dredg bu mektuptan yola çıkarak, 7 milyarıncı insana bir mektup yazıyor The Pariah The Parrot The Delusion’da: Hayatı, yaşamımız boyunca yaptığımız seçimleri, kaderi ve din kavramını sorguluyor özetle. Açılış şarkısı Pariah ve klip şarkısı Information dinleyicide bir intihar bombacısının hikayesini anlattığı hissi uyandırıyor mesela. Ireland değişimden korkmayı, Cartoon Showroom hayat boyunca yaptığımız seçimlerin etkilerini kurcalıyor. Bu genel konsepti müzikal olarak besleyen geçiş melodileri ve “Down To The Cellar” gibi mükemmel ötesi bir enstrumental eser var ki, gerçekten de Gavin Hayes’in sözlerine ve vokallerine gerek kalmadan vermek istedikleri tüm duygu ve düşünceleri bu şarkı boyunca hazmediyorsunuz adeta. Albüm zaten bir konsept albümü olduğu için şarkıları birbirinden ayrı düşünmek haksızlık olur ama Cartoon Showroom, Saviour, ilk single I Don’t Know, Ireland, Lightswitch ve Down to The Cellar TPTPTD’nın doruk noktaları olarak göze çarpıyor diyebilirim rahatlıkla.

Ayrıca, TPTPTD’yi ilk dinleyişimde davulların şarkılardaki önemi dikkatimi çekmişti. Zamanla, albüme alıştıkça gerçekten baterist Dino Campanella’nın mükemmel bir iş çıkardığını düşündüm. Hem onun başarısı hem de şarkılarda gerçekten de davulların önemli bir yer kaplaması zaten ilgiyi ve dikkati oraya çekiyor.

Dredg, benim nazarımda son yılların en leziz grubu. Belki biraz geç tanıştım onlarla ama arayı çok hızlı kapattığıma inanıyorum ve böyle bir grubun hayranı olduğum için çok mutluyum. Hayatın her alanında bazı şeyleri düşünmenin, sorgulamanın en faydalı hareket olduğu fikrindeyim ve müziğiyle bunu sağlayan çok az gruptan biri kesinlikle Dredg benim için. Hem de bu işi benim kulağım için kusursuz melodilerle yapıyorlar. The Pariah, The Parrot, The Delusion sadece bu açıdan çok güzel ve özel bir albüm değil, ayrıca geçen senenin benim açımdan en önemli olayı olan askerliğe Dredg ile başlamam (El Cielo) ve Dredg ile bitirmem (son çarşı iznimde TPTPTD’yi dinlemenin heyecanı ve mutluluğu paha biçilemez) açısından da farklı bir yeri var.

Bu adamlar gelsinler artık buralara ve kanlı canlı izleyeyim onları. 2010’dan müzikal açıdan başka bir beklentim yok desem yalan olmaz.

Evet, işte bu kadar. 2009 “vatani görev” yüzünden Mayıs’ta başlamıştı diyebilirim ve bu kayıp 5 ayı telafi etmek için sevdiğim, ilgi duyduğum müzisyenlere vakit ayırdığımdan eminin pek çok gruptan ve albümden bihaberimdir, veya hakkını vererek dinleyemediğim dolayısıyla da listeye ekleyecek kadar bilgi sahibi olamadığım pek çok potansiyel aday vardır. (The Muse, Pearl Jam, Porcupine Tree, Dream Theater vs vs…) Daha önce de yazdığım gibi, kendi blogum, kendi beğenim, kendi listem. Okuyan varsa, vakit ayırdığınız için teşekkürler. Umarım hayal kırıklığına uğratmamışımdır müzk zevkimle!