A TEXT POST

2009’un En Leziz 6 Albümü #4: Mando Diao-Give Me Fire

#6 Wolfmother-Cosmic Egg
#5 Arctic Monkeys- Humbug

İtiraf ediyorum İsveçli grupları hep takip etmek istemişimdir ama bir türlü başaramamışımdır. Bir kaç şarkısını dinlediğim ve ilgimi çeken pek çok isim vardır ama hep o kadarla sınırlı kalmıştır nedeninin bulamadığım bir şekilde. The Hives mesela. Velhasıl epey bir süre İsveç’li grupları Abba ve 90’lardaki muadilleri Ace of Base ile sınırlı sanan kitledendim. Ve bu kötü bir şeydi tabi.Abba. Kostümler: Ikea.

Sokakta Beyefendi, Evde Maço, Dans Pistinde Çılgın.

Mando Diao’yu bir kaç sene önce bir reklamda duyduğum “Motown Blood” şarkıları ile tanımıştım. İnanılmaz hareketli ve eğlenceliydi, üstelik bu listede artık fark ettiğiniz üzere benim zayıf noktam olan “eskiler”den; 60’lı yıllardan esintiler taşıyordu. Nette biraz araştırma yaparak Hurricane Bar albümlerine ulaşmış ve beni yanıltmadıkları için çok mutlu olmuştum. Motown Blood bu albümde değildi ama onun yerine 50’lerin sonu ve 60’lı yılların bir kısmında etkisi olan “mod” ve “motown” akımlarını modernize edip günümüze başarılı bir şekilde taşıyan, zıp zıp zıplatan, hunharca dans ettiren, kısacası çok eğlenceli şarkılar yapan bir grup vardı karşımda.

Hurricane Bar’dan sonra yukarıda yazdığım o mistik sürece kapılarak Mando Diao’nun arşivimin derinliklerine sürüklenmesini göz ardı ettim. Bir süre sonra Ode to Ochracy adında yeni bir albüm çıkardıkları haberini aldım ve Hurricane’in güzelliğini hatırlayınca bir heyecan dinlemeye başladım fakat gel gör ki hakkını vererek dinlemeye fırsat bulamadan İsveç ilgisizliği sendromum bir kez daha nüksederek ilgim kayboldu ve Mando Diao’yu bir kez daha arka plana ittim.

Give Me Fire ise, askerden dönünce içimdeki müzik açlığımı dindirmek için hemen her yere saldırdığım bir dönemde karşıma çıkmıştı. Hurricane Bar’ın hatrına “iyiydi ya bu grup…bakalım bu sefer ne yapmışlar” diyerek dinlenecekler listeme eklemiştim.

İyi ki de öyle yapmışım.

Ateşini Yolla Bana

“Blue Lining White Trenchcoat” kadar eğlenceli ve patlamaya hazır bomba gibi bir açılış şarkısına denk gelmedim ben bu yıl. Hemen ardından gelen “Dance With Somebody” Radyo Eksen’de hem listebaşı oldu, hem de haftalarca playlistlerinde dinlemekten sıkılmadık. 80’lerde bir dans şarkısı yapmaya karar vermiş bir 60/70’ler rock grubundan çıkmış gibiydi Dance With Somebody. Bu şarkıyı takip eden Gloria ise adeta bir James Bond filmine soundtrack olabilecek şahanelikte, filmin femme fatale’ı için yazılmışcasına güzel sözlere sahip. “Mean Street”, “Give Me Fire”, “You Got Nothing On Me”, “Come On Come On”, albümün geneline hakim olan retro havanın tavan yaptığı diğer güzel şarkılar.

Oldukça karışık tepkiler alan bu albümü “asla vasatın üstü bir grup olamayacak grubun vasat bir çalışması daha” diye yorumlayanlar da var, “yılın en iyi albümü listelerinde tereddütsüz yer veririm” diyen de. Benim için Give Me Fire, dinledikten sonra üzerinize takım elbisenizi geçirip, İstiklal Caddesi’nde gözünüze kestirdiğiniz vintage tarz sahibi bir kızla 60’ların Beyoğlu Beyefendisiymişcesine flört etme hissi uyandıran, kızın gizli ajan çıkmasını ümit ettiren ve akabinde maceradan maceraya koşturma hissi uyandıran bir albüm. Quentin Tarantino’yu çok seven Mando Diao’yu, bu albümü dinlese Tarantino’nun da çok seveceğini hatta bir filminde soundtrack olarak kullanmak için can atacağını tahmin ediyorum. The Kinks, The Beatles gibi atalarından aldığı mirası modern müziğe çok güzel uydurarak güncelleyen Mando Diao’ya bu gayretlerinin en güzel meyvesi Give Me Fire için ne kadar teşekkür etsem az.

Umarım Mando Diao, Give Me Fire ile özellikle İngiltere’de, hak ettiği ilgi ve başarıyı yakalar. İsveçte Şubat’ta yayınlanan albüm Britanya’da daha yeni sayılabilecek bir tarihte, 6 Kasım’da piyasaya sürüldüğü için henüz hiçbir şey için geç değil demek istiyorum.